Pazar , 24 Mayıs 2015
Anasayfa » Yazarlar » Trabzonspor’a başkan olmak için…
Trabzonspor’a başkan olmak için…

Trabzonspor’a başkan olmak için…

Bu soru, Trabzonspor için hiçbir zaman erken ve zamansız bir soru değildir. (Gerçi aynı şeyi istisnalar dışında bütün ülke futbolu için de söyleyebiliriz.) Bilindiği gibi Yargıtay Trabzonspor’un Mayıs 2013’te gerçekleştirdiği kongre hakkında yerel mahkemenin verdiği kararı onadı ve ufukta seçimli kongre gözüktü. Henüz kesin bir şey olmamakla beraber, normal olarak başkan adayları çalışmaya, kulisler kaynamaya başladı.

Trabzonspor’un durumu ortada. Borç miktarı astronomik rakamlarda, takım yapılmış çılgın transfer harcamalarına rağmen ligde 4. olma mücadelesi veriyor, gelecek sene Avrupa’da olup olmayacağı bile belli değil. Peki, taraftar bu durum karşısında ne düşünüyor? Geçen günlerde görüş ve düşüncelerine çok değer verdiğim, camianın içinden bir ağabey “geçen kongre vermedim ama seçim olur da Hacıosmanoğlu aday olursa bu sefer veririm” deyince kafamın içinde şimşekler çaktı. Bir süredir İstanbul’daki Trabzonspor çevrelerinde gözlemlediğim bir gerçek bu şimşeklerle görünür hâle geldi:

Yönetimden istifalar, borcun boyu aşması, takımın durumu vs. birçok kimsenin o kadar da umurunda değil. İkide bir kulağıma çalınan bir “viski şişelerinin kulüpten temizlenmesi” ifadesi var. Mevcut başkanın sergilediği imajdaki dindar motifler de işin tuzu biberi. Belki de esas gıdası.

Sadri Şener başkan seçildiği zaman kendisine oy veren kitlelerde belirgin bir dünya görüşü hâkimiyeti görünmüyordu. Yani genel olarak her kesimden Trabzonspor delegesinin oyunu alabilmeyi başarmıştı Şener. Şimdi işler öyle değil. Artık Trabzonspor delegesinin dinî ve siyasî hassasiyetleri daha ön plana çıkmış durumda, ağırlık da Türkiye genelinde olduğu gibi muhafazakâr kesimde. Bu da şu demek oluyor; artık bundan sonra Trabzonspor kulüp binasına viski şişeleri zor girer. En açık ve çarpıcı şekliyle söyledik.

Neden böyle oldu?” diye düşündüğümüz zaman karşımıza “Gezi etkisi” çıkıyor. Gezi’nin muhafazakâr kesimde nasıl bir psikolojik etki yaptığı nedense pek konuşulmadı, tartışılmadı. İşte bu etkiyi yaptı. İstanbul’da bir büyük kulübün kendisiyle özdeşleşen taraftar grubu Gezi’de sembolleşti ama o kulüp içinde ciddi bir siyasi parçalanma görülmedi. Varsa da benim olduğum yerden görülmüyor, affola. Amma ve lakin Trabzonspor’a gelince –zaten evvelden beri var olan ve üç hafta önce bu köşede kaleme aldığımız “Trabzonspor gerçekten üst kimlik mi?” başlıklı yazıda analiz etmeye çalıştığımız– problem iyice ortaya çıkıyor ve yönetici kadrosu seçiminde kişilerin kulübe faydasından ziyade dünya görüşü tercih sebebi oluyor.

Kongre ne zaman olur bilemeyiz. Fakat kazanıp kulübü yönetmek isteyenlerin, delegenin dinî ve siyasî hassasiyetlerini dikkate almaktan, en azından o hassasiyetleri rahatsız etmemekten başka bir çıkar yolu yoktur. Acıdır ama gerçek budur.

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Etiketler:

Hakkında Bülent Şirin

Bülent Şirin