Perşembe , 28 Mayıs 2015
Anasayfa » Yazarlar » Göster o filmi
Göster o filmi

Göster o filmi

Bir film festivalinin daha sonuna geldik sayın seyirciler. Diğer 33 tanesinden farklı olarak 34’üncü İstanbul Film Festivali iki kez bitiyor. Biri yarınki gerçek bitiş.

 

Diğeri de PKK belgeseli Bakur’un gösteriminin kayıt tescil belgesi olmaması nedeniyle durdurulmasının ardından, sansüre karşı dayanışmak için pek çok filmin gösterimden çekilmesiyle, ulusal, uluslararası ve belgesel yarışmalarının iptaliyle ve jürilerin istifasıyla aslında geçen hafta bitti.

 

Tam Türk işi bir skandal değil mi? Mesela Almanların falan bir festivalinin bu gerekçeyle bu noktaya geldiğini düşünebiliyor musunuz?

 

Adamlar gidip gerillayla dağlarda dolaşıp bunu belgelemeyi başarmışlar, biz bunun filmini göstermeyi başaramadık. PKK bu sefer de festivali böldü.

 

En son Ankara Film Festivali’nin belgesel jürisinin de görevden çekildiğini açıklamasıyla bu ‘dayanışma’ ruhu gittikçe büyüyor. Peki, bu dayanışma şeklinin, yani filmleri göstermemenin, jüriden çekilmenin, yarışmaların iptalinin kime faydası var?

 

Tavşan dağa küsmüş, dağın bundan haberi yok hesabı.

 

Sanıyor musunuz ki Kültür Bakanlığı’nda çalışan kurulun umurunda bu durum? “Ay tüh. Kız bak festivali iptal ettiler gördün mü? Çok ayıp ettik, dur biz bu belgenin istenmesini durduralım mı?” diyecekler.

 

Hiç sanmıyorum.

 

Festivalin bu şekilde kendi kendini imha etmesi onların hoşuna gitmiştir “Oh, ne güzel. Orada karılar kızlar, karanlık sinema salonlarında yan yana oturup, monşer monşer film izleyeceklerine, izlemesinler işte” diyorlardır.

 

Burada sansür olduğunu mu düşünüyorsun, bu belgenin istenmesi artık canına tak mı etti, gösteriminden hemen önce durdurulan bir filmi savunmak mı istiyorsun?

 

Yapacağın şey çok basit: O filmi göster.

 

Sokakta da karşılığı olacak, bu direniş çabanı halka indirecek tek şey bu. Filmi göster.

 

Sok elini o taşın altına.

 

Sineman var, seansın var, yürüyen bir festivalin var… Bu düzene, sansüre gerçekten dur mu demek istiyorsun, o zaman kararı tanımadığını, yasaklanan filmi göstereceğini duyur.

 

Kilitle sinemanın kapısını, polis gelirse de alma içeri. En fazla biraz gaz yersin, yemediğin şey mi?

 

Ya da festivalin pek çok yerinde oturum, konferans düzenleniyor.

 

Ger bir beyaz perde korsan olarak göster filmi. Zeki Demirkubuz’un sinema dersine katılım çok yoğun olduğu için iki gün önceden bu etkinliği Lütfi Kırdar’a alabiliyorsun, yasaklanan film için de böyle bir şey yap.

 

Gerçek bir duruş göstermek istiyorsan göster filmi ve cezasını öde mesela. Bu da bir yol.

 

Ya da en kötüsünü düşünelim. Sen kendi kendini kapatıp dağa küseceğine, göster filmi ve Kültür Bakanlığı iptal etsin festivali. Gerçek kamuoyu oluşur.

 

Tüm uluslararası basın buradayken hükümetin İstanbul Film Festivali’ni kapattığını düşünebiliyor musunuz? Tam da seçimler öncesi sansür tartışılır. Belki böylece reel bir noktaya temas edebilirsin.

 

Ama tabii ki yemiyor çünkü sponsorluklar, bağlantılar, rezervasyonlar, konuklar yani kaybedilecek yüklü bir para var değil mi?

 

İnsanların, sokaktaki halkın, seçkin olmayan insanların festivalle dayanışabileceği tek eylem biçimi bence o filmi göstermektir.

 

Sinemacıların ve festivalcilerin yaptığı şey dayanışma ihtimalini sevmek sadece. Başka bir şey yok ortada.

 

Sinik, korkak, pasif agresif davranmak; filmini göstermemek, belgeselini yarışmadan çekmek, kınamaktan üzülmekten başka bir şey yapmıyorsunuz aslında. Konforuna düşkün, suya sabuna dokunmayan, sadece ağlamayı yücelten bir ‘dayanışma çabası’ bu sadece.

 

Gerilla olamıyorsunuz, gerilla filmi gösteremiyorsunuz.

 

Sahi kuzum siz aslında gerçekten ne yapıyorsunuz?

 

Dolby dijital ses sistemli salonlarda ayaklarınızı uzatıp film izliyorsunuz. Büyük boy bir pop corn’la.

 

Festival filmlerine de pop corn’u soktunuz aslında.

 

Direnişin pop corn’u.

 

Çok tatsız, çok sası.

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Etiketler:

Hakkında Yiğit Karaahmet

Yiğit Karaahmet