Pazar , 5 Nisan 2015
Anasayfa » Yazarlar » Geriye ne kaldıysa…
Geriye ne kaldıysa…

Geriye ne kaldıysa…

“Korkma zemherinin kışından, kork April’in beşinden, öküzü ayırır eşinden.”

Eski usulde hava tahmini bilir misiniz?

Derler ki, mesela, kümes hayvanları sakinse, kırlangıçlar yükseklerde uçarken arılar da sabah erkenden sürüler hâlinde çevreye yayılıyor ve yeni örümcek ağları buluyorsak köşe bucakta, herşey yolunda demektir. Hava olduğu hâliyle devam edecek. Ama örneğin kış ortasında orkinos bolluğu ya da kış başlangıcında lüfer bolluğu yaşanmışsa, şiddetli bir kış ve artacak soğuklar beklenir, denir.

Bu bilgi, eski gözlem ve kayıtların karşılığı bir bilgi. Şüphe etme hakkınız baki, orkinos mu kaldı, lüferi mi sayacağız deme keyfiniz de. Ancak bu bilgi denizcilerin fevkalade önem verdiği ve asla gözardı etmedikleri fırtınaların da takvimini oluşturuyor.

Yılın başında esen deli Lodos’la kendini Haliç’te bulan yavru lüferleri Adalar üzerinden Marmara’ya göçe zorlayacak olan Ayandon Fırtınası da bu takvime göre hemen önümüzde, 28-30 Ocak’ta gerçekleşecek. O yavru lüferler ki hop oturup hop kalkarak seyrettiğimiz gırgır avından kurtulanlar. O yavru lüferler ki Büyükadalı bir reisin “kıyımdan geriye kaldıysa” diye yasını tuttuğu balıklar.

Bu takvim, dedim ya, balıkçının bilgisinde.

Reisler Ayandon’la beraber Haliç’e inecek soğuk suyu biliyorlar. Balığın soğuktan kendini kurtarmak için nereye, nasıl gittiğini yıllardır takip etmişler, rotayı tanıyorlar. Denizde avlayacak istavrit bile yok dedikleri bir zamanda yavru lüferler onlara çok cazip gelecek, herkes biliyor. Hepsi bekliyor. Adalar’mış. Yasak alanmış. Lüferin üreme boyu 27 cm, yasal av boyu 20 cm’miş… Kuralların kimi artık dibi görmüş reisler tarafından tümünün gözardı edileceği kesin.

Balıkçı stk’ları konuyu belki geri planda, aralarında ve hatta bakanlıkla tartışıyorlar ama kamuoyu önünde konuşmaktan çekiniyorlar sanki. Oysa İstanbulluyu yavru balık almamaya çağıracakları, kıyımları, sorumsuz avcılık usullerinin sucul hayata verdiği zararı anlatacakları tecrübeler yaşıyoruz. Şimdi konuşulmayacaksa İstanbulluyla…

Tarım Bakanlığı denetçileri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı kıyımı engelleyebilmekten uzaklar. Kimse alınmasın, gayretlerin çözüme yetmediği tezgâhlardan belli! Buna sebep kimi zaman personel yetersizliği, kimi zaman bir türlü yama tutturulamayan yasanın eşkıya lehine boşlukları ve yarattığı bıkkınlık. Elbette, ama.. Günün sonunda tezgâhlar yavru lüferle dolu!

Ve Ayandon Fırtınası kapıda.

28-30 Ocak’ta yavru lüferlerin ne yapacağını reisler kadar artık bu satırların okuyucusu sizler de biliyorsunuz. Balıkçı stk’ları biliyor. Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Bakanlık da. Hepimizin üzerine düşen sorumluluk var.

Bakanlığın korumacılık bağlamında başlattığı sürecin devamını getirmesi şart. Bu bağlamda hepimizin ayrı ayrı durduğumuz yerden aksayan ne var, ne görüyorsak yüksek sesle konuşmamızın vakti, şimdi!

Istırancalar’dan Boğaz’a, lüferin palamutun bekasından kuş gözlemciliğine pak çok katmanda pusulamız olmuş Asaf Ertan’ın geçtiğimiz günlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eker’e yazdığı mektuptan bir alıntıyla tamamlamak istiyorum bu hafta yazımı:

Sayın Bakan balıkçılık iyiye gitmiyor. Ülkenin denizlerini yönetemiyorsunuz. 20 bin balıkçı gemisinin 16 bin mertebesine indirilmesi balıkçılığın programlanmasında bir aşamadır ama yeterli değildir. Gözlem ve bilimsel veriler popülist yaklaşımlara ezdirildikçe varılacak sonuç hüsran olacak. Seçilmiş bazı bilim adamlarından raporlar almak yerine üniversiteler arası bir kurulun ülke balıkçılığı hakkında doyurucu bir çalışma yaparak gerçekleri hepimize yansıtmasını ve politikacılara da yol göstermesini istiyoruz. Ülkemizin değerlerini heba etmeyelim. Yeter artık yaşadığımız yanlışları görmek.

Bereket, onu korumasını bilenin mirası çocuklarına. Korumak, kimseye biat etmeden. Günlük kaygıya düşmeden. Hepimiz için. Yarın adına.

Haftaya devam edeceğim.

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Defne Koryürek

Defne Koryürek