Pazartesi , 25 Mayıs 2015
Anasayfa » Yazarlar » Eylül yalnızlığı (6)
Eylül yalnızlığı (6)

Eylül yalnızlığı (6)

Sabahlardan bir sabahın erken vaktinde kendimi kirli bir yatağın üzerinde oturur buluyorum. Birkaç dakika öylece durup nerede olduğumu hatırlamaya çalışıyorum. Yetmiyor, birkaç dakika daha… Uyku mahmurluğum geçiyor, üstüne bir şaşkınlık alıyor beni. Neredeyim gerçekten! Bir duvar, öbür duvar; duvarlar, eşyalar tanıdık değil.

Çıldırmak üzereyim; burası neresi? Ya ben buraya nasıl geldim? Üç yıldır İstanbul’dayım. Sayısız ev değiştirdim. Uğramadığım semt yok gibi; Şirinevler, Fındıkzade, Aksaray, Fındıklı, Harbiye… Sayın sayabildiğiniz kadar. Bu kadar ev değiştirirseniz hâliyle çoğu zaman nerede olduğunuzu da unutabiliyorsunuz.

Şizofrenik bir hâl, insanın başına neler gelebiliyor. Merakımı gidermek için pencereden dışarıya baktım. Faydasız. Hangi semtte olduğumu öğrenirsem, kimin evinde olduğumu da hatırlayabilirim. Evin diğer odalarını dolaşmaya karar verdim. İçerde tek bir Allah’ın kulu yoktu. Elimi yüzümü dahi yıkamadan kendimi sokağa attım.

Bir caddede yürümekteyim. Yürümekteyim ama hangi caddede? Utancımdan kimseye de soramıyorum. Öyle ya, nasıl sorulur böyle bir soru, nasıl bakarlar adama? Birden karşı yönden bir minibüs göründü. Aracın üst kısmında bir yazı: Sefaköy- Yenikapı. Her şeyi hatırlamaya başladım. Kaldığım ev Mardinli iki üniversite öğrencisinin ikamet ettiği yerdi. Akşamüzeri bir yerlerde karşılaşmış ve onlarla birlikte bu eve gelmiştik.

Yenikapı’ya geldiğimde saat sekizi bulmuştu. Amacım burada bir çorba içip, otobüse binerek, birkaç haftadan beridir çalışmakta olduğum Tophane’deki otoparka varmaktı. Birden genç bir erkeğin beni takip ettiğini fark ettim. Kim acaba? Polis olabilir miydi? Bir an durup mağazaların vitrinlerini seyretmeye başladım. Arkamdaki de durdu. Hareket ettim. O da aynı şeyi yaptı. İyice endişelenmeye başladım. Bu soğukta polisin eline düşmek! Bunca zaman bunca çile içinde kaçıp durduktan sonra, hele bir iş bulup çalışmaya başladıktan sonra! Bu ihtimali düşünmek bile içimi ürpertiyordu.

Adımlarımı sıklaştırmaya başladım. Arkamdaki de öyle. Bana yetişmeye çalışıyordu. Ben kafamda bütün olumsuz senaryoları tartışıyorken takipçim birden bana seslendi; “Enver Abi!

Donakaldım. Bir tek “Buyur” sözü çıktı ağzımdan.” “Abi ben Mehmet.” “Kim?” “Şerif’in kardeşi Mehmet…” Nasıl rahatladığımı bilemezsiniz. Sarılıp kucakladım. Sonra aramızda kısa bir konuşma geçti. Hatırımı sordu. Bununla kalmadı. Birde yardım teklifinde bulundu. Kalacak yer, parasal destek falan… Teşekkür edip ayrıldım. Çarçabuk Tophane’ye giden otobüslerin birine bindim. Gece kaldığım o köhne evi düşündüm. Bu gece gidecek bir başka köhne ev dahi olmadığını hatırladım. Öte yandan Mehmet’in (Hammed) bana yaptığı yardım teklifini düşündüm. Büyük bir nezaket içeriyordu, insanlıktı. Ben de nazikçe reddetmiştim. Oysa birinin yardımına o kadar ihtiyacım vardı ki. Her şey bir yana, belki şu kahrolası ev sorunumu çözebilirdim. Göz göre göre, ayağıma gelen fırsatı kendi ellerimle bir kenara itmiştim.

Kılıç Ali Paşa Camii’nin önündeki durakta inip çalıştığım otoparka gittim. Otopark diyorsam öyle aklınıza kapalı bir yer gelmesin. Caminin avlusu ile Amerikan Pazarı’nın sıralandığı yapıların arasındaki geniş bir alan otopark hâline getirilmişti. İşte ben burada çalışıyordum.

İster yağmur yağsın, isterse de kar, gün boyu dışarıda durmak zorundaydık. Son derece kötü koşullarda ekmek parası kazanmaya çalışıyorduk. Üstelik aldığımız ücret doğru dürüst karnımızı bile doyurmaya yetmiyordu. Üç beş kuruş daha kazanmak için arada bir müşterilerin arabalarını yıkardım.

Yine araba yıkadığım bir an oradan geçen eski bir arkadaşım beni görüp yanıma geldi. Hiç ses çıkarmadan yakınımdaki bir banka oturup ağlamaya başladı. Anlaşılan içinde bulunduğum duruma çok üzülmüştü. Yanına gidip ona sarıldım ve ortada öyle üzülecek bir şey olmadığını anlatmaya çalıştım. Bir saat sonra vedalaşıp ayrıldı.

Ortada koskoca “Eylül Yalnızlığı” vardı, Eylül mahzunluğu.

Ama Eylül hıncı, Eylül direnci de…

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

 

Etiketler:

Hakkında Enver Sezgin

Enver Sezgin