Cumartesi , 23 Mayıs 2015
Anasayfa » Yazarlar » Erdoğan’ın savaşı ve tarihi
Erdoğan’ın savaşı ve tarihi

Erdoğan’ın savaşı ve tarihi

CUMHURBAŞKANI Erdoğan perşembe günü “1. Dünya Harbi hâlâ bitmedi” dedi

Artı, eski Komintern lügatinin “1. emperyalist paylaşım savaşı” ifadesini kullandı.

Zaten iktidar yanlısı medyanın dünkü manşetlerini de baştaki ilk cümle oluşturuyordu.

Aksaray lideri daha sonra da sözkonusu savaş parantezinin henüz kapanmadığını ve dolayısıyla, özellikle Ortadoğu olmak üzere sorunların buradan kaynaklandığı belirtti.

***

DİKKAT ettiyseniz yukarıdaki tema gerek Cumhurbaşkanı, gerekse kendisine yakın kalemler tarafından epey bir süredir biteviye tekrarlanıyor. İdeolojik bir referansa dönüştü.

İlk bakışta da kısmen doğruluk pay yok değil!

Çünkü halkların kendi kaderlerini tayin ilkesi üzerinde yükselen meşhur Wilson Prensipleri’ne rağmen 1. Dünya Savaşı ertesindeki barış bunu hiç de hayata geçiremedi.

Aksine, yapay bir Çekoslovakya’nın Südet Almanlarını yutmasından Transilvanya Macarlarını Romanya’nın ilhak etmesine, sırf Avrupa’da bile bin bir yeni çıbanbaşı doğurdu.

Ortadoğu ise hakikaten Erdoğan’ın parantez benzetmesi gibi, Fransa ve İngiltere’nin emperyalist amaçlarla Osmanlı- Arap topraklarını paylaşmasından; üstelik de tedricen İsrail’e götürecek bir Yahudi Yurdu’na hak tanımasından sonra, o gün bugündür kaostan kurtulamadı.

***

AMENNÂ da, eh leb demeden leblebiyi anlayacak kadar feraset sahibiyiz.

Dolayısıyla eski AKP önderinin ve kalemşorlarının dönüp dolaşıp yukarıdaki temayı işlemelerinin amatör bir tarihçilik hobisinden kaynaklanmadığını da tabii ki anlıyoruz.

Ve buradan itibaren dilin altında bir değil birkaç bakla birden yatıyor.

***

BİRİNCİSİNİ Batı düşmanlığı oluşturuyor. Zaten “emperyalist paylaşım savaşı” ifadesi de bu husumetin eleştirisine karşı kolay ve konforlu bir korunma zırhı yerine geçiyor.

Anakronik olmayalım ve olayları kendi dönemlerinde değerlendirelim mi dediniz?

Seni gidi Batı uşağı, emperyalizmi savunma!” diye kalay yiyeceğinizin resmidir.

Nitekim ikinci unsur da yine o Batı’ya atfedilen komplo teorilerinden kaynaklanıyor.

Erdoğan ve akıldaneleri Arabî coğrafyanın bölünmesini ve ortasına da İsrail’in yerleşmesini önceden kılı kırk yararak hesaplanmış bir senaryo olarak algılıyorlar.

Oysa Balfour Deklarasyonu’ndan 1948’e kadar İngiltere’de kopan kıyametler; ABD’nin son ana kadar Yahudi devletinin kuruluşuna mesafeli durması; buna karşılık Moskova’nın Davudî yıldızlı ülkeyi tanıyan ilk başkent olması da tarihî gerçekler arasında yer alıyor.

Fakat yoook! Onlara sorarsanız her şey Osmanlı İmparatorluğu’nu bölgeden atmak ve yerine ikame eden bir Türkiye’yi de oradan uzak tutmak amacıyla tasarlanmıştır.

Zaten buradan itibaren üçüncü unsura, yani neo-Osmanlıcılık konusuna geliyoruz.

***

HİSSİ açıdan benim için keşke! Keşke ama böyle keşkelerle peynir gemisi yürümüyor.

En öncesi şu: Arap milliyetçiliği zaten Türk milliyetçiliğine koşut olarak ve önemli bir bölümü de anti-Osmanlı eksende daha 1. Dünya Savaşı başlamadan doğmuştu.

Artı, bugün idealize edilenin aksine bölgedeki Pax-Ottomanica şamarı gayet ağır bir barışla hüküm sürmüştü. Şam’dan Beyrut ve Bağdat’a, oraların hafızası acıyı unutmuş değil…

Üstelik Arapların Türklerden, Türklerin Araplara soğuk durduğu oranda uzak durması zaten bir yana, Türkiye’nin İslam, o da Sünni İslam dışında cezbedecek bir mıknatısı yoktur.

Bu, son tahlilde bir güç meselesidir. Ve, etimiz budumuz bellidir ki, abartmayalım.

Her hâlükârda da su iki defa aynı yerden akmaz! Tarih de tekerrür etmez!

Dolayısıyla, 1. Dünya Savaşı doksan yedi yıl önce bitti ki, bazı açık parantezlerin hâlâ kapanmamış olması ne o suyun, ne de o tarihin eski mecraya döneceği anlamına geliyor.

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Etiketler:

Hakkında Hadi Uluengin

Hadi Uluengin