Pazartesi , 1 Haziran 2015
Anasayfa » Yazarlar » Babam ve Kenan Evren
Babam ve Kenan Evren

Babam ve Kenan Evren

 

 

12 Eylül Rejimi’nin diktatörü Kenan Evren’in kızı Şenay Gürvit, “babasıyla gurur duyduğunu” söyleyerek, “ailece vicdanlarının çok rahat olduğunu” belirtmiş.

Sanki o dönemde yüzbinlerce insan gözaltına alınmadı, binlercesi işkencelerden geçirilmedi; 171 kişi işkence sırasında hayatını kaybetmedi. Sanki çok sayıda anne ve baba evlat acısı çekmedi.

Ya idam edilenler?

Asmayalım da, besleyelim mi?” sözü bugün hâlâ akıllardadır.

12 Eylül Darbesi’nin başındaki kişiydi. Sorumluluğu kadar günahları da fazlaydı. Tüm Türkiye’ye acı çektirdi.

Yaptıkları bunlarla sınırlı değil. Cezaevine attıkları, işkence yaptıkları, sürgüne gönderdikleri insanların yakınlarına da kötülük etmeyi ihmal etmediler.

Kötülük ettikleri insanlardan biri de benim babamdı.

Eylül ayının bir ılık akşamında onunla vedalaştık. Ayrılmadan önce sıkı sıkıya sarılıp, “Dikkatli ol oğlum”, dedi. Bu ayrılığın uzun süreceğini çok iyi biliyordu. Öyle de oldu.

Binlerce kaçak insan vardı ve ben de onlardan biriydim.

Ailem üzerinde yoğun bir polis baskısı olacağını biliyordum.

En çok da babama eziyet etmişler.

Evde, işyerinde, sokakta; nerede bulurlarsa…

Yine bir gündüz vakti çok sayıda asker ve polis evimize uğramışlar. Babam o gün hasta. Onu hasta yatağından zorla kaldırıyorlar. Nerede gizlendiğimi sormuşlar.

Bilmediğini söylemiş. Gerçekten de bilmiyordu.

Tehdit dolu sözler, küfürler…

Sonra da, kolundan tuttukları gibi merdivenlerden aşağıya doğru itmişler. Dışarı çıkarıp, üç saat boyunca hasta hâliyle güneşin altında bekletmişler. Kardeşlerim bu zulme fazla dayanamayıp araya giriyorlar, bağırıyorlar. Polislerden biri “Susun,” diye çıkışıyor, “gün bizim günümüz, biz konuşacağız, siz susacaksınız”.

Gerçi hak ettiği cevabı almış. Ancak, bu kez babamı alıp götürmek istemişler. Vicdanlı bir astsubay devreye girerek gözaltın alınmasına engel olmuş.

Tüm bu olup bitenleri dolaylı yollardan öğreniyor, çok üzülüyordum. Lakin elimden bir şey gelmiyordu.

Öyle ya, ben bir kaçaktım.

Küçük kız kardeşim o zamanlar lise öğrencisi. Her okul çıkışı polisler onu izliyor, rahatsız ediyor, hakaret ediyorlarmış. Yine bir gün iki sivil polis tarafından izlendiğini fark ediyor. Hızlı adımlarla eve geliyor. Birde ne görsün; o iki adam içeride oturuyor.

Onca eziyete fazla dayanamayan kardeşim okulu bırakmak zorunda kalmış.

Bu haberi ilk duyduğumda yüreğim kanamış, içim acımıştı.

Yıllar geçiyor, babam yaşlanıyordu. Bir daha onu göremeyeceğim diye çok korkuyordum.

Son bir defa daha onu görsem,” diye geçiriyordum içimden. Bütün tehlikeleri göze alarak onunla görüşmeye karar verdim. Bir biçimde abime haber gönderip, Diyarbakır’da görüşmek istediğimi söyledim. Babam görüşmeye gelmeyi kabul etmemiş. “Beni takip eder, oğlumu yakalarlar,” diye düşünmüş.

Gelmedi, görüşemedik.

Yıllar geçmiş, dönüş zamanı gelmişti. İstanbul’da otobüse bindim, on yıl sonra ilk kez memlekete gideceğim. İçinde büyüdüğüm ev, mahalle, hattâ şehir değişmiş. En küçük kardeşim liseyi bitirmiş. Neredeyse hiç tanımadığım bir kardeşimden söz ediyorum. Babam ise çoktan emekli olmuş, köşesine çekilmişti.

Saçları tamamen beyazlamış bir adam duruyordu karşımda. Tıpkı vedalaştığımız günkü gibi sarıldı, öptü, ağladı. Sohbet ettik. Yaşadığı o acı günlerden tek kelime bile söz etmedi.

Yorgundu, hırpalanmıştı. Eskisi gibi sevecen ve duygusaldı.

Babam bir işçiydi. Yıllarca çalıştı, didindi.

Yoksulluğu ve yokluğu iliklerine kadar yaşadı, işsiz kaldığı günler oldu. Hayattaki en büyük amacı sekiz çocuğunu kendisi gibi “dürüst birer insan” olarak yetişmelerini sağlamaktı.

O hep fedakâr bir insan olarak yaşamını sürdürdü. Tüm zorluklara rağmen ailesini ayakta tutmayı başardı.

O çok iyi bir insandı, babamdı. Yaşamı boyunca kimseyi bilerek kırmadı, kimseye kötülük etmedi.

Hayata gözlerini yumduğunda, binlerce insanın hayır duaları ve başsağlığı dilekleriyle uğurlandı.

Peki, ya Kenan Evren?

[email protected]

 

Etiketler: