Çarşamba , 27 Mayıs 2015
Anasayfa » Kültür ve Sanat » Kurmaca ile gerçek arasındaki hikâyeler
Kurmaca ile gerçek arasındaki hikâyeler

Kurmaca ile gerçek arasındaki hikâyeler

34 yaşındaki İstanbul Film Festivali ilk haftayı geride bırakıyor. Ulusal yarışma filmlerinin henüz görücüye çıkmadığı bu hafta, özellikle dünya festivallerinden çeşitli ödüllerle dönmüş filmler dikkat çekiyor. İlk hafta “ağır bomba”ların yanısıra en ilgi çekici üç film: Victoria, Postacının Beyaz Geceleri ve Parti Kızı oldu.

TEK PLANDA KOVALAMACA

Bunların arasında en iyisiyse Victoria’ydı. Berlin’e yeni yerleşen Victoria, gece kulübünde eğlendikten sonra bir grup gençle tanışır. Gençler bir süre takılır, eğlenir tüm gece Berlin sokaklarında turlar. Ama sabaha karşı işler değişir, Victoria sadece takma adlarını bildiği (Gezegen, Boksör) gençlerle bir soygun işinin karışır. Filmin ilk yarısındaki karakterlerle tanışma seansı -ki onların da birbirleriyle tanışması aynı zamanda- yerini kovalamacaya bırakıyor. Filmin ilginç yanı tamamının tek plan kamerayla çekilmiş. Kahramanları belli bir mesafede ve tek planda izleyen kamera, filmin özellikle ikinci yarısında “gerilimi” artıran önemli bir faktör oluyor. 2015 Berlin Film Festivali En İyi Görüntü Ödülü alan Victoria, son dönemlerin belki de en farklı suç filmlerinden biri. Adrenalini yüksek bu filmin, teknik alâmetifarikası dışında en göze çarpan bir diğer özelliği de oyuncuların kendilerini tek planda izleyen kameraya karşı adeta doğaçlama hissi veren oyunculukları. Bu his senaryoda da fazlasıyla hissedildiği için sanki her şey o anda, kendiliğinden gerçekleşiyor fikri veriyor. İzlemek isteyenler içinVictoria bugün, saat 16.00’da Atlas Sineması’nda son gösterimini yapacak.

RUTİNİN HUZURU

İkinci dikkat çeken film ise Rus yönetmen Andrei Konchalovsky’nin son filmi Postacının Beyaz Geceleri. Film kurmaca ile gerçek arasında bir dengede duruyor. Rusya’da şehre uzak bir köyde geçen hikâyede köylüler yine kendilerini oynuyor. Şehirle tek bağlantısı postacı olan köyün “rutin” hayatına kamerasıyla konuk olan Konchalovsky, bu akış içersinden çıkardığı absürdlüğü “sadeliği” bozmadan en beklenmedik anda karıştırıyor. 2014 Venedik En İyi Yönetmen Ödülü’nü alan Postacının Beyaz Geceleri’nde bu rutini bozan tek şey, postacı Aleksey’in teknesinin motorunun çalınması oluyor. Köyün akışını da bozan bu gelişme, oradaki ilişkileri de etkiliyor. Fakat köyün ve köylülerin yaşamının omurgasını birçok kişiye sıkıcı gelen o “rutin” oluşturuyor. Zira postacı Aleksey’in terliklerini yatağının yanında göremeyişinin verdiği huzursuzluk “modern” dünyanın yanı başındaki bu “metruk” köyün en önemli ruhu…

GERÇEK BİR ÖYKÜ

2014 Cannes En İyi İlk Film, En İyi Oyuncu Kadrosu-Belirli Bir Bakış’ın yanısıra birçok ödül alan Party Kızı da tıpkı Postacının Beyaz Geceleri gibi kişilerin kendilerini oynadığı bir hikâyeye dayanıyor. Yönetmen Samuel Theis’in annesi Angélique, bir gece kulübünde konsomatrislik yapan 60 yaşında bir kadındır. Angélique yaşadığı hayatı seven bir kadındır aynı zamanda. Bir gün müşterilerinden Michel, ona evlenme teklif eder. Filmin çıkış noktası da burada başlıyor, hayatı boyunca eğlenceyi ve dans etmeye sevmiş bu kadının evlenip evinin kadını olup olamayacağı… Bu durumu sorgulayan filmin cevabı kesinlikle “muhafazakâr” bir dönüşüm değil. Tam tersine farklı ve güçlü bir kadın portresi çiziyor. Ama filmin bütünü için aynısını söylemek mümkün değil. Film, sonu ve karakteri açısından Sebastián Lelio’nun Gloria’sını da anımsatıyor. Party Girl’ün sonraki seansları: 13 Nisan, saat 16.00 Fransız Kültür Merkezi ve 14 Nisan Feriye Sineması 21.30.

SUZAN DEMİR

Etiketler: