1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 31 Ekim 2012 Çarşamba 16:25
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  

Burası İmroz, ben Yunanım - KELEMET ÇİĞDEM TÜRK - 27.10.2012

Burası İmroz, ben Yunanım   Yorgo Zarbozan, yani Barba Yorgo’nun kişisel tarihi İmroz’un hikâyesi ile örtüşüyor: Biz buralarda çok acı çektik

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült


İNGİLİZCE KURSLARI PANİKTE! ARTIK EVİNİZDEN İNGİLİZCE ZAMANI! NASIL MI?


Uzun zaman kendi hikâyemin Tokat’ta başladığını düşündüm... Sonra bu hikâyenin çok daha eskilere gittiğini öğrendim; Kafkaslara uzanan bir hikâye... 1864 Çerkes sürgün ve soykırımından sağ kurtulan atalarımın Karadeniz’de ölüm kalım mücadelesi vererek Anadolu’ya geldiklerini öğrendim. Halkların, kavimlerin harman olduğu Anadolu’da Çerkeslerin de hayatta kalmayı becerdiklerini, harman olduklarını ama kendi ana dillerini konuşamadıklarını, çünkü atalarımın bu topraklarda tutunabilmek için o dili unuttuğunu da öğrendim. Kendi üzerime düşünürken, yavaş yavaş etrafımda bazen çok benzer, bazen çok daha derin travmalarla hayatta tutunmaya çalışan kültürleri farkettim. Benim Çerkes atalarım Kafkasya’dan, kendi anavatanlarından sürülürken, Ermenilerin, Rumların da kendi anavatanlarından kovulduklarını öğrendim. Ve bir gün bu öğrendiklerimi elle tutulur hale getiren, “kendi başına bir dünya” olan bir insanla karşılaştım...

İşte İmroz’a (Gökçeada) geldiğimde tanıdım Yorgo Zarbozan’ı yani Barba Yorgo’yu. Türkiye’de Çerkes ya da başka bir kimlikten olmayı yeniden düşünmeye zorlayan bir insan Barba Yorgo. Aslında birçok kişi onu bitmek bilmeyen enerjisiyle, leziz mezeleriyle ve kendi imalatı nefis şaraplarıyla tanıyor. “Barba Yorgo Taverna” Tepeköy’ün simgesi. Kendini “sade bir vatandaş” olarak tanımlayan Barba Yorgo’yla Rum kültürünü, Türklüğü, İmroz’u ve şaraplarını konuştuk.

Taverna aileden gelen bir meslek mi?

Aileden uzaktan yakından alâkası yok. Ben kimya mühendisiyim. İstanbul’da sanayiciydim. Rüyalarımın yüzde 80’i burada geçiyordu. 38 sene dile kolay. Fabrikayı sattım, buraya geldim. Ben yerinde duramayan, hareketli bir insanım. Şimdi sen beni oturt bir sene ölürüm ben. Sanki kanserli bir hasta gibi köyüm yavaş yavaş eriyordu. Ne yapabilirim dedim kendime. Bir tane ev aldım, pansiyon olarak düzenledim. Kahvaltı isteyecek bu insanlar, yemek isteyecekler, nerede yiyecekler? En iyisi küçük bir lokanta dedim, öyle başladı, buraya geldik ve şimdi kurtulamıyorum, kurtulmak da istemiyorum. Şaraphane de yaptığım için ikisi birbirine bağlanıyor ve birbirini tamamlıyor. İkisini de bırakamam.

Şarap yapmaya nasıl karar verdiniz?

Şarabı çok seviyorum. Eskiden adada bütün ailelerde en azından bir bağ vardı. Herkes kendi şarabını kendisi yapardı. Akşam sofraya oturduğumuzda herkese bir kepçe şarap verilir ve içilirdi. Ticaretini kimse yapmıyordu. Ada tarihinde ilk defa ben başlattım. Gerçi bürokrasisinden, hükümetin, devletin bakış açısından korkunç şikâyetçiyim. Yalnız ben değil bütün şarapçılar...

Tavernanızda kadeh yerine küçük su bardağı kullanıyorsunuz ve adada sizden başka bu şekilde kullanan yok. Bu bir kültürün parçası mı?

Evet, yok. Sadece benim tavernamda var. Yunanistan’a giderseniz bütün tavernalarda, köylerde o ayaklı kadeh kullanılmaz. Kalın ve kısa bardaklar tercih edilir çünkü düşmez. Ben o bakımdan böyle yapmaya başladım. Kültürü devam ettirmek istedim.

Tavernacılık ve meyhanecilik arasındaki fark nedir?

Aynı şey değil. Meyhane Osmanlıcadır. Taverna Yunanca bir kelimedir. Tavernada müzik vardır. Meyhanede gider kafa çekersin. Müzik oldu mu tavernadır. Dans edebilirsiniz. Taverna ailece çoluk çocuk gidebileceğiniz bir yer. Meyhane akşamcıların tercihi.

Barba Yorgo markasını devam ettirecek birileri var mı?

İşte benim bütün derdim o. Yarın öbür gün gözlerimi kapattığımda kim çalıştırıyorsa onda kalacak. Benim çocuğum yok. Bir tane yeğenim var. Söz verdi gelecek. Ben 74 yaşındayım ve ölmeyecekmişim gibi hâlâ bağ dikiyorum ama bu bana hayat veriyor. Bir hikâye anlatayım size. Her sabah güneş doğmadan ben bağları geziyorum. Yine bir sabah tam olgunlaşan bir bağım var, oraya gittim. Üzümleri okşuyor, onlarla konuşuyordum. Orada bir arkadaşım gezinti yapıyormuş. Beni görmüş ve konuştuğumu görünce yanıma gelmemiş. Akşam köy kahvesinde gördü beni “Ya Yorgo sana bir soru; üzümlerle ne konuşuyordun”. Bağları yaşıyorum, şarabı yaşıyorum bu bana büyük zevk veriyor ve ölmeyecekmiş gibi devam etmek istiyorum...

Rumlara özgü bir yemek tarifi verir misiniz?

Ahtapot salata, ahtapot ızgara. İstanbul’da görüyoruz; Ahtapotu pişiriyor da pişiriyorlar. Ağzına attığın zaman eriyecek şekilde istiyor İstanbul müşterisi ve soyuyorlar. Deniz mahsulleri üzerinde özellikle ahtapot olsun, sübye olsun iyi işliyoruz bunları. En çok garipsediğim şey turşu koyuyorlar. Turşu ile ahtapot olmaz. Biraz sirke koyacaksın yeterli. Bizim otlarla çok ilişkimiz var. Tarihi bir olay anlatayım; Pers ve Yunan orduları karşı karşıya geliyor, savaşacaklar. Her iki ordunun komutanları bir araya gelip, yemek yiyor. Persler çok zengin, gösterişli yemekler getiriyorlar. Yunanlılar haşlanmış ot, peynir ve siyah bir su koyuyor ortaya. Persler soruyorlar “Nedir bu siyah şey” diye. Yunan komutan ot suyu diyor. Pers komutanı “Siz bu otları yiyip mi bizi yeneceksiniz” diyor, alay ediyor. “Evet” diyor Yunan komutan, “Yarın görürsünüz”. Ve savaşta 300.000 Pers’ten 45.000’i kalıyor.

Otların büyüsü aslında...

Haberin devamını okumak için tıklayın.


Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

Diğer haberler:
 
Diğer Güncel Haberleri:
  Lance Armstrong için “ağır konuştular”
  Öfkeli Kuşlar ışın sapanına sarılacak
  “Outdoor” giysilere dikkat
  Çin’de 2013 modası
  Havalimanında yolcu rekoru
  Lodos Marmara’da hayatı felç etti
  Topbaş: Birinci etap başladı
  Annelerinin mezarına başkası defnedilmiş

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 31.10.2012
Dayak
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
BAKIŞ ACISI
Lale Kemal - 31.10.2012
Resepsiyon bir tabuyu daha yıktı...
AÇILIM
Emre Uslu - 31.10.2012
Öcalan, ailesiyle görüşmeyecek
MEO VOTO
Mithat Sancar - 31.10.2012
Otomatik otoriter ruh
KULİS TARAFI
Pelin Cengiz - 31.10.2012
Küresel ısınma, fırtınaları katlıyor
SOLDUYU
Roni Margulies - 31.10.2012
Bayram terörü
TELESİYEJ
Telesiyej - 31.10.2012
‘Şubat’ın hakkını ‘Şubat’a...
SPORTOTO SüperLig PANORAMA
Can Belge - 31.10.2012
Antalya Kadıköy’ü karıştırdı
GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 31.10.2012
Trabzonspor’a Anadolu yardımı(!)
KOZMİK KÖŞE
Mehmet Baransu - 31.10.2012
GS yatırımcısı: ‘Dolandırıldık, gerçekler saklanıyor’
MODERN ZAMANLAR
Hadi Uluengin - 31.10.2012
Cumhuriyet bizimdir!
SAĞLI SOLLU
Gürbüz Özaltınlı - 31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
PARALEL HAYATLAR
Levent Yılmaz - 31.10.2012
Batan gemiye bakmak; başkalarının acısı
HÜR VE HESAPSIZ
Sedat Tunalı - 31.10.2012
Şike çetesinin seyir defteri
CADININ BOHÇASI
Esmeray - 31.10.2012
Erkek ol(a)mama korkusu!
SARHOŞ SAYDAMLIK
Solmaz Kamuran - 31.10.2012
Acaba, her şey caz mı
NEREDEYSE
İhsan Bilgin - 31.10.2012
Kentsel dönüşüm
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Betwinner | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | Mostbet

Haber: Burası İmroz, ben Yunanım
31.10.2012 16:25:59